Ana Sayfa / Manifesto / Künye / Haber Kriteri / Atölye / Ziyaretçi Defteri / Bize Ulaşın
   Poetik Haber
   Hikaye Haber
   Roman Haber
   İnceleme Haber
   Poetik Söyleşi
   Poetik Kültür
   Poetik Siyasi
   Poetik Eleştiri
   Poetik Çeviri
   Eleştiri Sözlüğü
   Poetik Alıntı
   Eskimez Kitap
   Eskimez Dergi
   Şiir Deyince
   Geleneğin İzinde
   Hayatın Ortası
   Poetik Platform
   Açık Mektup
   Medyada PH
   Poetik Drama
   Bir Hikayeden
   Köşe Taşları
   Düşünce Analiz
   Bir Şiir Bir Şair
   Ayın Şiiri
   Editörün Seçtikleri

 

Emekyoğun bir yazı: Yusuf Atılgan´ın Öykü Düzlemi - Şerif Mehmet Uğurlu, Yusuf Atılgan´ın öykü evrenine dair üçlemesinin son dizisini yazdı. Atılgan´ın öykülerine yönelik bugüne dek yazılmış derişik, sıkı ve demirleblebi bir yazı. POETİK HABER FARKI VE FARKLILIĞIYLA YAYINLIYORUZ...



Tasfiye dergisinden muhalif mısralar seçtik - Seçilmiş Mısralar Dizisi Tasfiye Edebiyat´la devam ediyor. Şiirde muhalefet kimin ne olduğunu bilmek, işin aslına ve künhüne varmaktır. ´Yalnızca muhalifler için´..



Fayrap, Gazze kapağıyla çıktı! - Popülist edebiyat dergisi Fayrap’ın 63. sayısı raflarda yerini aldı. Ağustos sayısının kapağı, geçtiğimiz Ramazan ayından bu yana İsrail’in saldırıları nedeniyle Gazze’ye özgürlük diyor.



63 yıllık dolu dolu bir ömür…  - 63 yıllık dolu dolu bir ömür… 40 yıl emek verilmiş bir meslek. Çocuklarına dayanabilecekleri bir dağ olmak isteyen, içindeki çocuğu yaşatmayı başarmış bir baba. Hem asker, hem müzisyen, hem akrobat, hem güreşçi, hem masör, hem musahih, hem karikatürist, hem işçi, hem öğretmen. Hem bir dilbilimci, hem bir edebiyatçı. Ama hepsinden çok yüreği sevgi ile dolu bir insan. Prof. Dr. Osman Kemal KAYRA…YANKI DERGİSİNİN KADİRŞİNAS SÖYLEŞİSİNİ YAYINLIYORUZ. Poetik Haber bir vefa semtidir...



´Okuyucu güzel içeriğe sahip çıkıyor´ - Şilep dergi Genel Yayın Yönetmeni Mürsel Ferhat SAĞLAM ile dijital yayıncılığı ve projelerini konuştuk.



Hayatın ortasında okumak mühim - Rukiye Genç´in, yaşamından örneklerle kaleme aldığı okumanın önemine ve gerekliliğine dair Poetik Haber´de yayınlanan ilk denemesini dikkatinize sunuyoruz. Genç sinerji Poetik Haber sayfalarındadır...



POETİK HABER ailesine yeni bir yazar katıldı - POETİK HABER ailesine yeni bir yazar katıldı: Rukiye Genç. İlk romanı 159. Sokak ile edebiyat dünyasına merhaba diyen genç edebiyatçı Poetik Haber´de makale ve denemelerini yayınlayacak.



Fayrap´tan mısralar seçtik: Yalnızca Poetik Haber´de! - Seçilmiş Mısralar Dizisinde Fayrap´ın Temmuz 2014 (62) sayılı nüshasından ilginizi çekebilecek mısra seçeneğiyle karşınızdayız. Seçimlerimiz beğeni ölçütlerimiz uyarınca diğer yayınlarla devam edecek..Bizi izleyin, bize izlek olmaya devam edin..



Mahalle Mektebi´nden mısralar seçtik - Seçilmiş Mısralar Dizisine Poetik Alıntı´dan Mahalle Mektebi´yla devam ediyoruz..sürecek..



Türk Dili´nden unutulmaz mısralar seçtik - Türk Dili dergisinden estetik beğenimize uygun unutulmaz mısralar seçtik. Seçkin Poetik Haber okuyucuları için..sürecek..



Ellerin Mavi Kelebek: dinmeyen bir çağıltı - Merve Koçak Kurt´un Hece Yayınlarından çıkan ilk öykü kitabı Ellerin Mavi Kelebek üzerine notlarımızı paylaşıyoruz..´Bir Hikayeden´ sayfamız eski-yeni birçok öykü kitabına misafir olacak..Yalnızca Poetik Haber okuyucuları için...



Cemil Meriç’te vurgu ‘dava dergileri’nedir - Hayal Bilgisi dergisinden Cihat Albayrak sordu, biz de dergilere dair görüşlerimizi açıkladık. İşte o yanıtlar...



Kırılgan Dünya Görüşü ve Hüzün - 71’liler Kuşağı içinde sessiz ve mütevekkil duruşu ile kendi inzivasında kırılgan dünya görüşü doğrultusunda, hüzün ve halleriyle iç içe şiirler yazıyor Fatma Şengil Süzer.



Şiddetli bir öz patlaması olarak devrim - Güncelin yakınında seyreden, güncel siyasete dair göndermeleri olan bir şiir yazıyor Ali Emre.



Mevkii açık bir kürsü; Poetika Dersleri - Orhan Okay´ın önceki yıllarda, edebiyatımızda ´şiir kuramları´ üzerine kaleme aldığı yazıları "Poetika Dersleri" adıyla kitaplaştı. Kitap, hayli ironik ve çağırıcı bir nitelik taşıyor.



Bir Şiir Eleştirmeni Olarak Ataç - Şerife Çağın, Dergâh yayınlarından Nisan 2012’de yayımlanan bu çalışmasında Ataç’ın şiir üzerine yazdığı eleştiri yazılarından hareketle onun şiir eleştirmenliği üzerinde durmaktadır.



Abdulkadir Akdemir´in Lord Byron çevirisi yalnızca bu sitede! - Poetik Haber´in sürekli çevirmeni genç şair Abdulkadir Akdemir, uzun aradan sonra Lord Byron´dan bir şiirle ve ilk çevirisiyle sayfalarımızda..SİTENİN POETİK ÇEVİRİLERİ ABDULKADİR AKDEMİR´İN OMUZLARI ÜZERİNDEDİR...



Şizofren bir kızın bilinmedik dünyası: 159. Sokak - 1990 doğumlu genç bir romancı olan Rukiye Genç´in ilk romanı 159. SOKAK kendi imkanları ölçüsünde yayınlanan girişimci niteliğiyle dikkat çekiyor..



Betül Aydın´ın Şiiri Poetik Haberde... - Poetik Haber Yeni Kuşak (2010 Kuşağı) şairlerin şiirlerini yayınlamaya devam ediyor. Bu kez sayfalarımızı Betül Aydın´ın bir şiirine açtık. Varoluşçu izlekler barındıran bu şiirin kara-karanlık atmosferi dikkat çekiyor. Soru imleriyle iç dünya menfezlerinde yankılanan bir hallenmeler şiiri..Zamanla ve mekanla kayıtsız, tutunamayışın şiiri de diyebiliriz. Mümkün mertebe okuyun...



Cumhuriyet Dönemi Aydınlarımız Ayraç Kitap Eleştiri´de - Ayraç Kitap Tahlil Eleştiri dergisi 57. sayısıyla Cumhuriyet Dönemi Aydınlarının düşünsel müktesebatına eğiliyor..



 

ahilikten ilham almak... - Yazınıza \"İslamcı Sendika mı Ahilik Teşkilatı mı?\" başlığı koymuşsunuz ama, yazının bütününde ahilik değerleriyle sendikacılığı yeniden yorumlamayı önermişsiniz. Ayrıca, İslami ya da İslamcı sendika diye bir şeyden söz edilebilir mi? Ahilik, günümüzün sendikal örgütlenmelerden çok, esnaf ve sanatkarların mesleki örgütlenmesine daha yakın sanki.



tebrik -  Mükemmel bir yazı. gerçekten istifade ettim. Kaleminiz daim kalbiniz baki olsun...



ahilikten ilham almak... - “Günümüz sendikacılığının geleneksel İslam değerleri ile modern kurumları birleştirmesi için” 6 madde halinde sıraladığınız söylem değişikliği önerilerinizi derinleştirdiğiniz yazılarınızı da okuruz inşallah. Muhabbetle…



Açılım ve Zenginlik - Abdulkadir, çeviri metnini siteye önermekle önemli bir ilk adımı atmış oldu, bu girişimi site adına ciddi bir açılım, bir zenginlik olarak görüyorum. Yeni yeni keşfediyorum Abdulkadir\'i, umalım ki süreklilik arzeder. Teşekkürler Abdulkadir, yeteneğine inancım sonsuz, selam ederim.



doğruya doğru - doğruya doğru. kalemine sağlıl sevgili celep. şiir bu doğrunun yükünü ve sorumluluğunu taşıyabildiği kerte temayüz edecektir.



sade - sade bir şiir. umarım bu bir dil olarak gelişir ve yerleşir şairde



hüsn ve zan - hüznüzannı alimlerimiz, din adamları ademe insana itimat meselesi olarak söylerler. genel kabul veya kanı olduğu için haddim olmadan da olsa yazıya bu şekilde başlamayı uygun gördüm. önemli olan elbet niyettir.



nihayet - hocam nihayet adınızla yazılarınızı görmeye başladık. şiirlerinizi de dörtgözle bekliyoruz..



Farklı bir bakış açısı - Ali Celep\'in emeğine sağlık her şeyden önce. İşine titizlikle yaklaşan herkese saygım da sevgim de sonsuz. Burada belki de haddim olmadan birkaç hususa itiraz etmek istiyorum. Ali hocam tarafından ipin ucunun kaçtığı söylenen dizeler, başka bir okuyucuyu-mesela beni- o şiirin merkezine çekebiliyor. Nebukatnezar\'ın kullanımı da aynı şekilde bir anti-hero tasvirini çok net değil belki ama, güçlü bir şekilde okuyucuya iletiyor. Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta ise, Fayrap\'ta imgeyi kullanabilen bir şairden bahsediyor olmamız. Bu şairin neden her dizesini açıkça yazmadığını sorgulamak yerine, imgelerinin karşılığını ısrarla aramak gerektiği kanaatindeyim. sürç-i lisan ettiysem affola.



imgenin karşılığı - Şöyle diyelim:Şiir çok kısa tutulduğu için, kullanılan imgelerin bağlantı noktalarını bulamadım. Şiirin kısa tutulduğu durumlarda karşılık arayışı pek sonuç veren bir çaba olmuyor genelde. böyle şiirlere biraz nefes aldırmak gerekir. tarihe mite gittikçe şiirin bugüne gelen etkisinden uzaklaşma da oluyor ayrıca. Yoksa şairden açıkça yaz ne diyeceksen beklentisiyle yaklaşmamak gerekir haklısınız. hem yaşamın hem kendi yaşamının hizmetine verilmiş sözcüklerle/imgelerle (cöntürk\'ün ifadesiyle)çok daha çarpıcı sonuçlara varabilir şair, kısa şiirde. teşekkür ederim ayrıca eleştirel yaklaşımınız için.



A Night - Piece - çevrilerek sunulan şiirin adı \"A Night - Piece\"dir. merak eden için belirtmek gerekir diye düşündüm. şöyle de çevrilirdi,öyle de ben böyle çevirmeyi uygun buldum



Kırk Öykü - Yazarımızı bu zengin içerikli eserinden dolayı tebrik eder başarılarının devamını dilerim..



şiir - selam aleykum üstadım şirleri okudukça bende ki edebiyat duygularım kabarmakla kalmıyor fışkırırcasına ortaya çıkıyor. yüce rabbim kalemi kuvvetlendirsin .saygılarıla...



\'\'HIRKA\'\' - Amma da kalabalık hırkanın içi Hayaletler azılı hortlaklar Ben dünyaya karşı savaşıp dururken Nişanlayıp taşımı Musa sanıyor beni hırkam Belaya sokuyor başımı’ Hırka bana; insan tenine yoldaş olan en namahrem duyguların tanığı gibi gelir... Çok sevdim bu dizeleri...kelime bulamadım duygumu ifadeye...saygılarımla...



Melegin Gölgesi Her Yerde - Mustafa Başpınar,Meleğin Gölgesi\'nde bizim hikayelerimizi ve gözden kaçırdığımız ince ayrıntıları anlatıyor.Gönlüne sağlık...



Mekansal Uzaklık - İstanbul ve Ankara\'da olsa idim bu etkinlikleri özgün haber şekline dönüştürürdüm, ne ki gam yok, kültür ve edebiyatın nabzı POETİKHABER\'dedir!



Evet, doğru... - Abdulkadir Bey\'in yazdığı bu nitelikli çözümleme yazısını ilgiyle okudum. Büyük emek ve ciddi dikkat sonucunda kotarıldığı hemen belli olan bu muazzam çalışması için kendilerine teşekkür ederim. Şahsım hakkında yaptığı çıkarımların hemen hepsinin doğru olduğunu burada gönül rahatlığı ile ifade edebilirim. Çok selamlar..



umut - Savaşlarla içimizin yanıp kavrulduğu bir dönemde bu yazı ülkemize,Islam ülkelerine,insanlığa ve bazen kendi içinde savaş yaşayan tüm insanlara umut olsun. Yüreğine sağlık...Başarılarının devamını dilerim



Kalıcı etki - Filmi ilk izlediğimde lisede-burhan felek lisesi- öğrenciydim, serhat adında solcu bir arkadaşım vardı, beraber gitmiştik, filmi izlerken diyaloglardan fazlasıyla etkilendim, özellikle \'\'hayatın sevda karşısında ne önemi var\'\' cümlesi beni vurmuştu, sonra filmi 2. defa tekrar izledim, çarpılmıştık, bir hafta aklımdan çıkmadı eşkiya. serhat şimdi ne yapar bilmiyorum, çok okuyan bir arkadaşımdı. barış kardeşim anılarıma taze bir çehre verdi, kalemine sağlık diyoruz, kalemi susmasın hiç.



teşekkür - Şerif Mehmet Uğurlu\'ya bu yetkin çalışmasından ötürü teşekkür ederim. Fazlasıyla anlatıyor her şeyi..





   Bu sıkı inceleme yazısı ödül aldı!
Kategori : Poetik Eleştiri
 
 Yayın Tarihi : (03-08-2013)


 Tavsiye Et




  Poetik Eleştiri Kategorisine En Son Eklenenler
 
 Tümünü Listele
 Kırılgan Dünya Görüşü ve Hüzün...
 Şiddetli bir öz patlaması olarak devrim...
 Birhan Keskin Şiirini ince eleyip çözüml...
 Yüce Dirilişçi Yazın Erleri Kertenkele’d...
 Okurunu da kadraja alan şiir: Selfie Şii...
 Şiire farklı bir soluk: Aura Defterleri...
 Sinan Özdemir´in Pazıl Bozul Kitabı Üzer...
 Kavga dergileri neden yok?...
 Taşların en güzeli: Direniş Taşı...
 İntiharın Edebiyatı Aşiyan Sayfalarında!...
 Savaşlar Kararında Şiir Kitabı Üzerine...
 Birazdan Gün Doğacak Şiiri Üzerine...
 Ahmet Haşim Çizgisinde Bir Şair...
 Hezeyanlardan uzak sade bir dil ve üslup...
 Hikmet Yitiminden Benliğin Dünyevileşmes...
 Şiirimizde Sessizlik Arayışları...
 Seni Beklerken Cancağızım Ben Böyle...
 Vural Kaya´nın Renga Kitabı Üzerine...
 Aşk ve Niyaz Kitabında Anlam Arayışları...
 Halkın İçinden Halk Olarak...
 Mostar Köprüsüne ateş açtılar...
 Ortadoğu Lirizminin Temsili: Şiirimin Şe...
 Dünyayı kucaklayan bir şiir: Sardünya...
 ´´Yaratıcı Pathos´´un Şiiri: İç...
 “Bin acı birikse ancak bir şiir doğurur....
 Ateşin içindeki tahta kulübe: Aşk...
 Boz/kırların y/alazlı sesi: Bilonsa...
 Yalnız Hüznü Vardır Hüznü Olanın...
 Tabiattan Kopuşun Kederi: Kireç...
 Gölgenin Şiirsel Dili: İkindi Gölgesi...


Yazar arkadaşımız Şerif Mehmet Uğurlu, geçtiğimiz aylarda Turgut Uyar´ın Geyikli Gece Şiiri üzerine dikkate değer yazısıyla Arkadaş Z. Özger inceleme ödülünü almaya hak kazanmıştı. Söz konusu metni ilk defa internet ortamında Poetik Haber´de yayınlıyoruz. Uğurlu, işbu yazısıyla zamanla adından sıkça söz ettirecek sıkı bir eleştirmeni haber veriyor...



Şerif Mehmet UĞURLU

TURGUT UYAR’IN “GEYİKLİ GECE” ŞİİRİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

...hiçbir şeye hazırlıklı değildik
oyunlar oynandı, gökler kapandı, yenildik...

Turgut Uyar
(Yenilgi Günlüğü / Çarşamba)

A-) Takdim :

Gerek anlam yapısının kendi içinde teşkil ettiği muğlâklık gerek de Turgut Uyar şiirinin cazibesi beni özellikle bu şiir üzerine yazmaya teşvik etti. Bir inceleme yazısının, özellikle de şiir üzerine yapılacak bir değerlendirmenin öznel olmaktan öteye gidemeyeceğini baştan kabûl etsem de yine de her şiir okuyucusunun o şiiri tekrar ürettiğini ve şairini de aşabilecek bir deneyime sahip olma şansını taşıdığına inandığımdan, cesaretimi toplayıp bu şiirin dilini çözmeye çalışmalıyım diye düşündüm. Kendi “geyikli gece”mi yakalayabilme arayışı ve bu üretimi Arkadaş Zekai Özger’in anısına atfedilen bir ortamda sergilemek benim için bir onurdur.

Şiirin yorumlamasında, şiirin geneli üzerine bir değerlendirme sunmak yerine üzerine değinilen dizeyi beraberinde vererek adeta dize parçalaması diye tabir edebileceğim bir yöntemle yazmayı tercih ettim. Bunun; anlatımımda daha sağlıklı bir yol olacağını düşündüm. Umarım bunda bir nebze de olsa başarılı olabilmişimdir.

B-) İnceleme :

Turgut Uyar’ın 1959 yılında yayımlanan “Dünyanın En Güzel Arabistanı” adlı kitabında yer alan en yetkin şiirlerden biri hiç kuşkusuz “Geyikli Gece” şiiridir. Uyar’ın kapalı bir anlam çerçevesinde sunduğu bir kişisel evren tasavvurunun ve şiirin yazılmasından yaklaşık yarım asır sonra, 21. yüzyıl insanının daha tanıdık bir acı olarak alımladığı sıkıntıların dile getirildiği şiir; bu yönüyle öncü bir niteliğe de sahiptir. Serbest ölçüde ve dizilişte yazılan bu şiirin başlangıç tümcesi, meramının bir ‘yeni hâl’e işaret ettiğini en başından göstermek arzusunu taşır:

“Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar”

Bu dizede karşılaşılan “naylon” aslında yeni bir üretim anlayışının ve bunun beraberinde taşıdığı bir tüketim boyutunun göstergesi olarak anlaşılabilir. Sentetik bir yapı ve üretim-tüketim çarkının ortasında daha önce hiç olmadığı kadar hızlı ve girift bir akışa kendini bırakan insanının karşılaştığı yeniyi temsil eder. Bu öylesine müthiş bir hâl almıştır ki artık bunun korkulacak daha doğrusu şaşkınlıkla karşılanacak bir tarafı da kalmamıştır. Bir kimyasal üretim nesnesinin arkasındaki mantalite aslında bütün insan ilişkilerine sirayet edeceği öngörülen bir tehlikeyi de işaret etmektedir. Suni olanın ve sentetik üretimin gizil bir boyutu; insanın insanla kurduğu bağın da böylesi bir durumla özdeşleştiği andır. Herkesin ve her şeyin aslını kaybedip ikincil üretim nesnesi şekline dönüşmesi ve naylonlaşması bütün şiirin üzerine kurulduğu atmosferin yapısını teşkil eder.

“Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.”

Ancak bu güne gelinmeden önce insanoğlunun gelişimine eşlik eden asırlar içinde nice kadim uygarlık tarih sahnesi içinde yer almıştır. Arkaik dönem içinde ve ilk uygarlıklardan itibaren güneş; hem ona atfedilen kutsiyet hem de ısı ve ışık kaynağı olarak önemli bir yer tutar. Hatta; eski Mısır başta olmak üzere bir çok toplumda güneşe tanrılık vasfı bile yüklenmiştir. Bu yönüyle aydınlatan ve aşikâr kılan güneş; hakikatin simgesi olan büyük güçtür. Onun görünür kılan yakıcılığı aynı zaman da ateşin temizleyiciliği özelliğinden gelir. Bir çok yönden kendi hakikatini unutan insan, üretilen suni dünya içinde de yeni hakikatler üretme yoluna da gidecektir. Fakat bu hayat veren ve büyüten hiçbir özelliği barındıramaz. Uyar’ın şiirinde karşısında ölünen güneş, önceki dizede dünyevi zaferini muştulamış(!) olan naylon çağının -yeni ve ölümcül bir düzeni işaret eden hakikatin- simgesidir.

Böylesi bir yenidünya düzeninde, kendinden bekleneni sergileyemeyen, uyumsuz ve sistem dışı bireyin uzleti veya kaçış mercii; Uyar’ın şiirinde bu noktada ismini bulur: “Geyikli Gece.” İlk arkaik temsil olan güneşten sonra onun zıttını temsil eden gece yine insan için bağrında saklanılan karanlığın, içinde gizlenilen ve kusurları, eksiklikleri örten bir kuşatıcılığın sembolüdür. Gecenin rengi olan siyah her ne kadar ismi kötülükle beraber anılan bir renk olsa da kanımca müspet ile menfinin yer değiştirdiği bir yeni düzende yeni kötülerin güneşine karşı şairce bir duruş iyilerin gecesidir ve bu gece ona ulaşmak için –Beyatlı’nın ‘Mehlika Sultanı’nda olduğu gibi- bir arayışı göze alanları ödüllendirecek bir gecedir aynı zamanda. Arzu nesnesi olarak bir geyik metaforunun içine yerleştirilmesiyle bu kaçış, belkide içine gizlenilen ormanın sunduğu numenal bir arınım göstergesidir:

“Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabanî uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak”

Bir çıkmaz içinde debelenen ve konumlandığı alan, üzerine yüklenen misyon ile uyuşmazlık sergileyen kişinin kaçtığı uzamda, şiirde kendini belli etmiştir. Üç sıfat yüklenen bu orman el değmemiş bir bakirliğin, medeni bir yontulmaya maruz kalmamış bir tinselliğin ve ulaşılamaz özün varlık alanı olarak sunulduğu bir mekândır. Böylesi bir mekân-uzam birlikteliğinde sacayağının üçüncü noktası elbette zaman kavramıdır. Burada, ‘kurtarıldığımız’ vakit olarak sunulan ve olumsuz bir belirlenim olarak karşımıza çıkan zaman mefhumu, günün moda tabiriyle fabrika ayarlarıyla oynanmış bir zamandır. Üstelik böylesi bir vakit algısından kurtuluşun yolunun geçtiği satıh olarak güneşin battığı ‘asfalt sonları’ ifadesinin kullanımı da dikkat çekicidir. Şiirin başında karşılaştığımız naylondan sonra ikinci modern üretim nesnesi olarak asfalt da simgesel kodlar barındırır. Medeni dünyanın iç dinamiklerine bir karşı duruşun içten içe salık verildiği bir isyan manifestosuna evirilen bir dil’in ifadesi olarak okunulabilecek mekanizma işlemeye başlamıştır böylece.

Turgut Uyar’ın şiir dilindeki rafine olmuş felsefi tadın ne gibi süreçler izlediği başka bir yazının konusu. Ancak mevzuu; ‘geyikli gece’ gibi metafizik bir düzlemde ilerliyor olunca burada; ‘orman’ ve ‘zaman’ ifadeleri bana hep Heidegger’i anımsatıyor nedense. Messkirch’li Martin’den, Todtnau’daki Karaorman’ın filozofu Heidegger’e uzanan yol da; bir saklanma, geri çekiliş ve adeta melankolik bir orman inzivasından geçmiştir. Uyar’ın kişisel serüveninde buna benzer bir maceranın olup olmadığı veya bunun şiirin semantik bir çıkarımı sayılıp sayılamayacağı ise muamma olarak kalacak görünüyor.

“Bir yandan toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Glâdyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut döğüşerek
Geyikli geceyi kurtardık.”

Hem bireysel hem de toplumsal hafızayı irdeleyen bir bent olarak ele alabileceğimiz, buna bağlı kalınarak da hakkında farklı yorumsal çıkarımlarda bulunulabilecek yukarıdaki dizeler; ilk kalıba bağlı olarak deşifre edilmeye çalışıldığında diğer verilerle mukayese edilerek ‘persona non grata’ konumuna indirgenen ve ötekileştirilen bireyin yaşam mücadelesine atıf sayılabilir. Gösterilen çabayı ifade eden ve ‘toprak sürme’ edimiyle anlatılmaya çalışılan yaşam mücadelesi tüm anakronik durumlara rağmen ‘kaybolarak’ ama bunun tersini de yaparak, ontolojik bir meşruiyet sağlama çabasını gözler önüne serer. Sistem efendilerinin ve topyekûn bir mutabakat içinde tek tipleştirilmelerine ses çıkaramayan bir sürü halini alan kitleye ters düşen ‘öteki’ nin bir anti kişilik olarak erk’e başkaldırısını anlatır.

İkinci kalıp olarak ise toplumsal dinamikler eşliğinde deşifre edilmeye çalışıldığında büyük bir güruhun ezilmişliği su yüzüne çıkar. Tarih boyunca mülkiyet garabetine direnen ve paylaşımı savunan ve de pragmatik öğelere karşı duran bir insanlık anlayışının çağlar boyunca devam ettirdiği ve bir bayrak yarışı gibi zamanın efendilerine –askeri ve ekonomik erklere- karşı duruşun savunusu halini alır. Tıpkı ilk kalıptaki istenmeyen insan olarak damgalanan bu çoğul da, emek ve hayâl aidiyetlerini tüm maddi mülkiyet unsurlarına üstün sayar. Kurtarılan ‘geyikli gece’ bu panoramadan gelecek nesillerin varlık haklarının ve insana yaraşır yaşama idealinin simgesel bir argümanı olarak ele alınır. Şiirin; hem aktif hem de pasif direniş şekillerine bir selam yolladığı “gizleyerek yahut döğüşerek” tümcesi; bir direniş mücadelesinin çift katmanlı kilidi rolünü de üstlenmiş görünür.

Hermeneutik olarak, bu yorum kalıplarından bireysel mi ya da toplumsal mı olanın doğruluğuna -yani sadece tek doğru bulma anlayışına- muhalefet, şiirin kendisinden, bir sonraki dizelerden gelmektedir. Değinilen bireysel ve toplumsal kodlar tek potada eritilerek, bu tasavvuru, primitif bir düşünsel mecradan paradigmatik bir yapıya kavuşturur:

“Evet, kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza”

Sonraki bendin bu ilk kısmında az önce değinilen toplumsal hassasiyetlerin ve hürriyet düşüncesinin Uyar’ın kendine has estetik tavrıyla ‘Meksika’ diyerek somutladığı makro-ütopyası görülür. Bu duyarlılık başka bir şekliyle de ‘inşa etme’ çağrısıdır. Bir anarşizan okuma biçimiyle yaratma dürtüsünün sinir uçlarını uyarıcı etkiye de sahip olan bu inşa fikri ve becerisi, bir ideal meydana getirerek; ‘kimsesiz’ olarak altını çizdiği ve aidiyet duyduğu cenaha yüklediği müspet tavrın özellikleridir. Üçüncü dizede ünü bizim toplumumuzda da Hollywood filmleriyle bilinen ve yaftalananların ve tahakkümden kaçanların akın ettiği sınır olan Meksika sınırıyla, özgürlük kavramına değinilmiştir. İnsan hayatının esaret altında olmak-lığı, 21.yüzyıl post modern kavramlarıyla karşılandığında sadece askeri ve idari işgal fikrinden uzaklaşıp; markalar, güvenlik kameraları, iletişim ve teknoloji ile de sağlanabildiğinden günümüzde tam bağımsız insan ve toplum fikrinin biricikliği bir kez daha önem kazanmıştır. Peşi sıra da bu makro ideolojik kavram kapsamından tekrar pratiğin sularına şiirde değinildiği üzere ‘bireysel’e geçiş yapılır. Anlatı; şairin yahut senin-benim hikâyeme dönüştürülür:

“Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden”

Fakat bu senlik-benlik pratiği biraz da toplumsal genetiğimiz dikkate alınırsa, burjuva hayatının ve orta-üst toplum birimlerinin ilişkilerindeki yaşantı biçimi olduğu görülür. Hiçbir metin, yazarının kimliğinden bağımsız düşünülemez. Turgut Uyar’ın da başkentte doğmuş, askeri liselerde (zamanın şartlarıyla üstün eğitim birimleri kabûl edilebilir) eğitim almış ve memuriyetlerde bulunmuş bir şahsi yaşantısı olduğu merkeze alındığında şiirdeki, avam standartlarına göre elitist duran pratiklerin aslında samimi rutinlerin aktarımı olduğu görülecek ve fildişi kuleden lakırdılar olarak muamele görmeyecektir. Burada elbette yaratıcı dinamiklerin etkisi altındaki bohem bir tavrın etkisi de seziliyor. Nitekim sonraki dizelerde şiirin kendi içinde tırnak işaretiyle verilen tasvirler –ki benim halüsinal sayıklama adını verdiğim- bunun bariz örnekleridir. Şairin burada öteki’nin temsilciliğinden biraz da olsa sıyrıldığı ve sanatçı konumunun kinetik etkisine kapıldığı gözlemlenebilir. Ancak, gören göz olarak bu üstünlük atfedilen olaylar bütününün yani ‘görülen’in de üstün olanla ilintili olmasını gerektirmeyecektir zira şairin alımladığı kareler dönem İstanbul’unda klasik bir Beyoğlu manzarası olarak değerlendirilebilir. ‘Kocasını arayan kadınlar’ sonra ‘caddelerde beyhude gezen aylâklar’ ve ‘şarap içen insanlar’ bu tablonun kesitleri olarak eğreti durmayacaktır. Kanımca asıl önemli olan bunun kırsal ile organik bağ kurmakta yaşayacağı sıkıntılardır. Kentin rutini ve burjuvanın pratiği olarak son derece samimi ve olağan dursa da genele nüfuz etme noktasında ‘bir ideal yaratımı ve paylaşımı’ bağlamında şiirin eksik kaldığı söylenebilir. Az önce tasvir olarak değindiğim ve şiirin genelinde ayrı yerlerde üç pasaj olarak görülen dizeler, yazının başında değinilen numenal etkinin en yoğun alımlandığı ve hayali bir ütopik kaçış dünyasını adeta metafizik bir tecrübeyle gerçekten görüyor hissine kapıldığımız bir şairin ürpertici satırları olarak kanımca üzerinde durup düşünülmesi gereken noktalardır:

“Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı”

Hemen hatırlatmak da yarar görüyorum, önce de belirttiğim gibi buradaki tırnak işaretleri şiirin kendisinde malûm bulunan işaretlerdir. Bu da genel serimden bağımsız tümcelerin ara pasajlar olarak metne dahil olduğu izlenimini verebilir. Ben bunu en mantıklı ifadeyle metafizik bir tecrübe yaşama isteğinin tezahürü olarak görüyorum. Bir hassasiyet eşiğinin doruk noktasında bazı itkilerin halüsinojen bir güce kapı aralayarak bu görüngüleri kişiye hissettirdiğini söylemek somutlama mantığı içinde elbette bir elma hayalinin elmanın kendisini var kılması gibi ontik mevcudiyeti imkânsız bir düş olacaktır. Ancak bunu bir seziş ve içe doğma hali olarak söylemekte olanaksız görünmemektedir.

İçerik olarak tümceler, bir manzaranın, bir an’ın ve de bir geyiğin tasvirleridir. Uyar’ın atmosferi; yer ve gök düzlemlerini ya bir hemhâl olma içinde düşünmektedir yahut da ikinci dizede basit bir suya akis tablosu sunulmuştur. Üçüncü dize; diğer bir yaklaşımla ikincil anlamlar türetildiğinde ise erotik bir etkiyi tetiklemekte ve erkek-akıl’ın devreye girdiği ilk an olarak göze çarpmaktadır. Ardından da, sahnedeki gösterinin büyüsünü kırma iddiasında olan Brechtyen bir tavır gibi fenomenal dünyanın içine tekrar girilir:

“İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli”

Olağandışı tecrübeler yaşamış olan zihin; (!) yerini sevmek isteyen coşkun bir yüreğe bırakmıştır. İnsanın belkide en garip özelliklerinden biri de duygu durumunun etkilere bağlı olarak değişmesi ve bunun sonucunda ortaya koyduğu tavır farklılıklarıdır. Önceki dizelerde aşkın mistik ve uhrevi yönelimi karşımıza bu sefer farklı bir kılıkta ama daha bizden bir kılıkta çıkmaktadır. Uyar’ın şiirde konuşan kişi olarak aşka susamış bir insanı konuşturduğu bellidir. Perspektif yaklaşımımıza yardımcı olabileceğini düşündüğüm bir ipucu cümlesi de “dağlarda geyikli gecelerin en güzeli” ifadesidir. Ütopyanın –yani geyikli gecenin- dağda konumlandırılması konuşan kişinin bulunduğu mevki ve şiirin alt metninde, bu ikisi arasında (fenomenal - numenal alanlar) oluşturmamız beklenen perspektifsel algıyı tesis etmede sanırım yardımcı olmaktadır.

“Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.”

Önceki dizede coşkunluk ile beraberinde kendini hissettiren umut artık dile gelmekte hatta aşkla birlikte biriciklik zırhına bürünmektedir. Şiirin geneli içinde en öznel duran ve bu yüzden anlam bakımından hermetik bir duruş sergileyen iki bölümden ilki yukarıdaki dizelerin son ikisidir. “Üç kadeh” ve “üç yeni şarkı” bir anı’nın su yüzüne çıkmış hali olarak ifade edilebileceği gibi; ben, sen ve o olarak da atıf yapılabilir. Geyikli gecenin bu sefer belleğe sızması onun her an bir çözülmeyle aşikâr olabileceğine bir vurgu olarak düşünülebilir. Burada “tüylü tüylü” denilerek gösterilmesi bir canlılık ve dokusal-duyusal hissedilebilirliği perçinleyici bir hali işaret eder.

“Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini”

Turgut Uyar’ın “Acıyor” şiirinde bir benzerini gördüğümüz ve mutsuzluğa rağmen hayatın; rutin akışından hiçbir ödün vermeden sürüp gitmesinin korkunçluğuna işaret ettiği bir gemi benzetmesinin farklı bir örneğini burada, somutlamanın imkânsızlığına vurgu olarak yine menfi bir yönde kullanıldığını görüyoruz. Şiirin kaleme alındığı yüzyıl ve ondan önceki asır pozitif bilimlerin durdurulamaz bir yükselişe geçtiği ve bazı batı ülkelerinin felsefi hayatlarına “bilime iman” olarak geçen baş döndürücü buluşların yüzyılıydı. Teorilerin ve onların pratik uygulamalarının insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuş olduğu kuşkusuz bir gerçektir. Ancak burada “neonlar” ile beraber anılan “teoriler” insanın hakikat ile kurduğu ilişkisinin her safhasına bunları yerleştiremeyeceğine yönelik bir uyarıdır. Zaten bilimle tesis edilen aklıselimin bu sefer aynı olgunun aşırılıkla tüketilmesi ve kötüye kullanılmasıyla yerini acımasız endüstri kartellerine ve yıkıcılığı her alana bulaşmış kapitalist bir dünyaya bırakmıştır. Uyar’ın bunun bir aldatmaca olduğuna ve gücünün sınırlılığına vurgu yaptığı bu dizeleri şöyle devam ediyor:

“Örneğin Manastır’da oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında”

Önceki dizelerde yine aynı üslûpla toplumsaldan bireysel mevzulara geçiş; bir dünya ve sistem eleştirisinden bir aşk ilişkisine sıçramayla yine vuku buluyor. Bunun; Bakî’nin dizesinde olduğu gibi “Baki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” dercesine en nihayetinde bu dünyada tüm kavgaların ve mücadelelerin önemsiz kaldığı ve yerini muhabbet’in varsıllığına bıraktığını anlatmaya yönelik bir dize olarak okumak mümkünatsız görünmüyor. Ayrıca daha önce değindiğim şiirin genelindeki hermetik kısımların ikincisi bu dizelerin başlangıç bölümünde verilen Manastır örneğinde kendini gösteriyor. Bunun şahsi anılarla ilintili örneklemeler olabileceğine yönelik uyarımı tekrar belirtmekte fayda görüyorum. Uyar’ın; şiirin en erotik bölümü olarak dokuduğu bu kısımlarında, sevişmenin hedonistik yönü oldukça kışkırtıcı işlenmiş. Özellikle “koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi” dizesiyle geçmiş zaman sevişmesinin kesitinden hareketle şiirde konuşan kişinin yaşama açlığının bir tezahürü de cinsel iştahının sunulduğu bu kısımda varlığını hissettiriyor. Tüm bu hislerin cazibe merkezi olarak yine “geyikli gece”nin sunulması, bu hayalin realite de fayda veren bir orijin olduğunu göstermektedir.

“Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
Salt yadsımak için sevmiyorduk”

Peki tüm bunlar ne için oldu, geyikli gece nasıl başladı buna nasıl karar verildi? İşte meselenin nasıl’ını anlatan dizelere sıra geldi. Uyar’ın konuşan kişisi (ya da kendisi mi demeliyim artık!) maceranın başlangıcını “hatırlama” edimiyle sunuyor. Şuur’un; her an’ı tekrar tekrar üretip; geçmiş, gelecek ve şimdiyi deneyimleyebileceğini ve böylece kronolojik zaman algısının da yıkılabileceğini söyleyen Henri Bergson’un bakış açısından hareketle normal-ötesi bir algının unutamayacağı yaşantılar; bellek de sadece bilinçdışına yönlendirilen ve her an bilince taşınmasını tetikleyecek bir olay muhtemel veriler olarak durmaktadır. Hayatın acı verici tecrübeleri (ölüm, aldatılmak vb.) sıradan bir bellek için an’da yahut hatırlandığında üzüntü vermesi muhtemel olaylarken bazı bellekler bunu dimağında her an canlı tutacak kodları da bulundururlar. Bu ise hiçbir şeyin bitmemesi ve tekrar tekrar –sonu bilinse de- yaşantılanması demektir. Bu klinik sonuçlar doğurabilecek kadar vahim bir durumdur. Tekrar şiir özeline dönecek olursak “geyikli gece”ye kaçışın determinizmini sunan şair; “gümüş semaver” objesiyle vermeye çalıştığı geçmiş arzusunu ölçülü bir ifade ile sunarak bunu bir fetiş gibi ya da naftalin kokan bir nostalji tutkusu seviyesine indirgemeden okuyucuya da hissettirmesini kanımca bilmiştir. Burada gümüş’e ayrıca değinebileceğimiz bir paragrafa yer veremesem de yengeç takımyıldızının ve onun madeni olan gümüşün; geçmişi, hatıraları ve muhafazakârlığı temsil ettiğini belirtmek yararlı olacaktır. Ardından gelen dizede bu ayrımların beraberinde şekillenen safların altı iyiden iyiye çizilir:

“Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
Ne iyiydik ne kötüydük
Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı”

Çağın gerçeklerinden biri de muğlaklığın zaferidir. Kulağa çok iddialı gibi geliyor olsa da insanın gri’liği çok eski bir keşif değil gibi. Keskin iyi-kötü ayrımlarının edebi eserlerden sahne sanatlarına ortadan kalktığı ve başarılı sanat üretimlerinin bu ayrımı girift işlediği ölçüde başarılı kabûl edilmesi, günümüzde teknolojinin renginin de gri olması bir tesadüf olmasa gerek. Uyar’ın burada çağın eseri olan bu muğlaklığı muştulayan(!) tümceleri, bir saf ayrımına dikkat çekse de şiirin başında değinilen ötekileştirme mevzuunda ise muğlaklığa ve giriftliğe ödün vermez. O alabildiğine ayrıksanmış, tasnif edilmiş bir durum gibi sunulur. Son iki dize ile öylesine net bir yol ayrımı çizilir ki geri dönüş veya bir mutabakat fikri, söz konusu bile sayılmaz.

“Ama ne varsa geyikli gecede idi
Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk”

Bu dizelerde çift kanallı bir akışın olduğunu söylemek, dizenin semantik kapalılığı göz önünde bulundurulduğunda olanaklı görünüyor. Bir yanda “geyikli gece”nin vergisi bir düşsel haz diğer yanda ise dış dünyanın gerçekleri… Uyar’ın; “bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan” dediği naif bir haz cevherinin karşısında yer alan dünyevi olanakların can yakıcı hatta baş döndürücü imkânlarına kişiyi ulaşmaktan men eden şey nedir? Elbette cevap: Para! İnsanı insanın kurdu kılan realite maddiyat temelli bir hayat görüşünün uzantısıdır. Kapitalist dünya düzeninin temel unsuru paranın dolaşım gücü ve bu gücü yönlendirme becerisidir. Bu tip bir debdebenin vitrinlerinden biri de lüks oteller desek sanırım garipsenecek bir söz demiş olmayız. İşte Uyar; iki temel kapitalist göstergeye karşılık direnen bir zihin mimarisi örneği olarak “geyikli gece”yi çıkarıyor yine karşımıza. Akılları çelen, ışıltılı bir aldatmacaya “büyük otellerin önünde garipsiyorduk” diyerek bakan bir zihniyeti –bir karşı gözü- öne çıkarma düşüncesi de şiirin alt metninde duran bir gerçek olabilir görünüyor. Dizenin devam eden kısmında bununla ilintili olarak söylenen:

“Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uyurduk”

İnsanın mutsuzluk meselesi ile ilgilenmiş şairlerimizin başında gelen Turgut Uyar’ın tüm insanlığın ağzından yaptığı bir itiraf gibi geliyor kulağa ilk dizeler. Gerçekten de şiirin izleği bir yana, her türlü insanın bir yenilgi anı vardır hayat karşısında ve çoğu zaman çok düşük eşiklerdir bunlar. Canımızı yakan ve hayatı anlamsız bir yığın haline getiren çokça ayrıntı dolanır durur etrafımızda. Bir başka şiirinde “tarihe gömülen atlar…” ifadesiyle aslında dekadanca bir tavrı da benimsediğini hissettiğimiz; Nietzsche’ci bir umutsuzluk tavrı gösteren şair; küçük hüzünlerin getirdiği kolay çaresizliklerden sıyrılma yolunu da kolay bir reçete ile sunmaktadır. Bu; ya bir esrime ya bir intikam ya da anarşizan bir temsille olabilecektir. Bu üç yöntemden ilki aslında sığınılan ilk limandır. Uyuşmak yahut yatışmak arayışı sıkıntıları bir öteleme yolu değil midir? Uyar’ın döneminde tıbbi imkânların ne’liği üzerine ayrıca değinecek değiliz ancak herhalde günümüzde baş gösteren anti-depresan kullanımındaki patlama o dönemde henüz yoktu. Şiirde verilen şarap da ilk uğrak olarak sıkıntıları öteler. İkinci yöntem birikmiş bir hınç duygusunun gereğidir. Bu da ötelenmiş sıkıntıların birikmesi ile gerçekleşecektir zaten. Bu ise sapmış bir öfke patlaması ile çözümsüzlüğü çözüm kabûl eden tehlikeli bir yöntemdir. Üçüncü yöntem ise Uyar’ın şiirde çok naifçe verdiği ve “yahut sokaklara tükürsek” diyerek imlediği toplumsal şiddet hareketi olarak kendini gösterir. Bir çok yağma ve linç hareketinin temelinde, bireysel doygunluğa ulaşmış şiddet eşiğinin adeta bir kıvılcımla önü alınamaz bir hale gelmesi yatar. Uyar; bir itidâl örneği göstererek bu sinir uçlarını kaşımamış ve “ama en iyisi çeker giderdik” / “gider geyikli gecede uyurduk” diyerek kendine sığınma ve ütopyasına yaslanma yolunu seçmiştir. Burada önem arz eden mesele bunun –mimari bir ütopya üretimi- iyileştirici ve sağaltıcı yönünün sosyolojik bir araştırmaya tabii tutulması gerekliliğidir. Bunun psikolojik ve suça ilişkin boyutunu da ayrıca irdelemek gerekir.

“Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telâşlı
Sultan hançerleri gibi ayışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben”

İkinci tasvir dizesiyle burada karşılaşılır. İlkinde kısmen değinilen geyik bir diğer ifade ile -ütopyanın orijini olan arzu nesnesi- burada daha da açımlanır. Geyikler zor avlanan, kıymetli ve gizemli kabul edilen varlıklar olduğu için gözde bir konumdadır. İnsani derinliğe de bir atıf sayabileceğimiz “gece” ve “geyik”in bir araya gelmesi, bu evrenin oluşumu için başat faktörlerdir. Kendi içimizdeki o derinlikte bizim tinsel verimlerimizle beslenen bir geyik olsa ve biz de onun izini kendi içimizde sürsek denilerek başlatılan bir içsel sorgulamanın anlatısı, bu dizelerden hareketle yapılabilir. Ancak bunun zorluğuna da “bir yanında üst üste üst üste kayalar” / “öbür yanda ben” diyerek dikkat çekilmiştir.

“Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Eskimiş şeylerle avunamıyoruz
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayakucumuzda”

Turgut Uyar yine kendine has pesimizminin izlerini bu dizelerde de hissettirir. Ortaya koyduğu zavallılık; dizedeki ilk anlamın işaret ettiği fiziksel acziyetin yani yaşlılığın getireceği zavallılık bir yana bırakıldığında tüketim toplumunun bireyi olan insanın gerçek zavallılığının kendisidir. Zaten mevcut avunamama hali hep bu doyumsuzluğun göstergesi sayılmalıdır. Ancak düz anlama geri dönüldüğünde bir ütopik sınırsızlığın otokontrol mekanizması ile ketlendiği ve tüm soyutlamalara ve idealize kılma çabalarına rağmen kocama halinin akibet olarak sunulması ve tüm heveslerden uzaklaşma ihtimali, okuyucudan saklanmaz. “Domino taşları ve soğuk ikindiler” adeta kubbe altı ihtiyarlarının ruh üşümesini imlemektedir. Burada adeta bir empati kanalı açılmaya gayret gösterilmiştir. “Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık” bu gün bizsek yarın artık biz olmaktan çıkacak ve “gölgemiz tortop ayakucumuzda” olacaktır. Bu; tüm sevgimizi kendimize aktarmamızı salık veren bir ifade olma ihtimalini de taşımaktadır. Akıbet; her nasılsa bu ruh üşümesi ile sonlanacaksa tüm iktidar arzuları bir gün hiçleşecektir. O halde kendi geyikli gecemize sığınmaktan başka çare de görünmemektedir. Tıpkı bir sözde dediği gibi “mutluluk kolay bir iş değildir. Onu kendi içimizde bulmak zor, başka yerde bulmak ise imkânsızdır.”

“Sevinsek de sonunu biliyoruz
Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum”

Her türlü ümidin ve süfli zevklerin mutlak sonu değiştiremeyeceğini belirten ilk dize sonraki dizelerde yine halüsinal bir etkiye kendini teslim etmeye başlayacaktır. Burada bahsedilen altı edimin bazılarının gerçekleşmesi üzerinden bazısının da gerçekleşmemesi üzerinden ütopik tahayyülün kendini ikâme ettiği sonucuna varılabilir. İlk iki edimin maddi meseleler olması ve onlardan vazgeçilmesi daha sonra adalet mekanizmasının vicdan merkezli işleyişine geçiş ve öznel hazların kendi kurmacasını doğurması bu idealizasyonun belirlenimleridir. Tüm bu durumların asosyal bir hayat tasavvuru sunma iddiası akla gelebilir. Ancak; Uyar’ın diğer şiirleri ve kendi yaşayış tarzı dikkate alındığında, keşişvari bir inzivayı asla kastetmediği daha rahat görülecektir.

“Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum”

Tasvir dizeleri dediğim ve monolog biçimindeki tümcelerin üçüncüsü olan bu bölüm herhangi bir objeyi betimlemekten çok birbirinden bağımsız üç cümlenin arka arkaya sıralanışı gibi durmakta ve kendinden öncekiler gibi halüsinojen sayıklamalar olma özelliklerini koruyor görünmektedir. Adeta farklı bir frekansta kaydedilen pasajlar halindeki bu dizelerin ayrı yapılarmış gibi durmalarına rağmen kendi aralarında bir konsensus sağladığını algılayabiliyoruz. Son dizede “geyikli geceye geçiyorum” ifadesi boyut atlama ve farklı bir frekansın iletişim olanağına geçiş gibi algılanabilir. Sanki transendantal bir seyahatin olma durumu gibi okuduğumuz ifadeler bir ruhsal trans halinin spiritüel duraklarıdır. Şiirin son dizesiyle de maksat hasıl olur:

“Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.”

Felsefi bir “ben – öte ben” buluşması; bu içsel yolculuğun nihai ödülü olarak şair tarafından sunulur. Fizik kurallarının aşıldığı ve olanak dışı bu tablo ne anlatmaya çalışmaktadır peki. Kişi kendini hangi şartlarda görüp öpebilir. Varlık aslında kendi suretinden uzak kılınmıştır. İnsan (yaşayan bir organizma halinde) ancak dış aracılar yardımıyla görebilir kendini. Fenomenolojik varlığı; başka varlıkların onayıyla (görme edimiyle) adeta onanır. Varlığın kendini seyri; sadece ölüm ötesine ait bir durum olarak imkân dahilinde sayılmıştır. Herkesle buluşabilecek, göz teması kurabilecek olmamıza rağmen kendi suretimize uzak kılınmış ve ruh-beden diyalektiği bile ölümle gerçekleşebilir sayılmıştır. Üç boyutlu ve dışsal bir görüngü olarak kendimizi karşımızda bulmamız mümkün olsaydı acaba ne hissederdik? Çağın moda tabiri ile olayın ‘ten uyumu’ boyutu bile kendimizi dışsal bir varlık olarak sevip sevmeyeceğimizi garanti edemez. İnsanın kendiyle kurduğu sevgi; tinsel bir sevgidir. Bu ilişkinin her türlü aşktan daha sahici bir sevme biçimi olduğu düşünülecek olunursa (-ki insan kendi kendini gerçekten sever) bunun bile fiziksel bir çekimi garanti edemiyor oluşu sevme biçimleri arasında tinsel sevginin esaslı olduğu gerçeğiyle karşılaştırır bizi.

Tekrar şiir özeline dönecek olursak; uzanıp kendi yanaklarımdan öpen bir benlik zaten şiirde inşa edilmeye çalışılan ütopik bir dünyanın biricik emeline haiz olduğuna göre bu tablo bir nihai erek olarak sunuluyor ve tüm “geyikli gece” macerasının noktalandığı final sahnesi olarak arzulanıyor olabilir. Varlığın kendi içinde yaptığı yolculukta yine kendisiyle karşılaşması şaşırtıcı değil elbette ama bu karşılaştığımız kişi ya bizim pek de iyi tanımadığımız biriyse! Nietzsche’nin değindiği gibi hakikatin ne kadarıyla yüzleşmeye cesaretimiz olduğunu bilemeyiz. Karşılaştığımız kişiden de kaçmamız(!) çok zor olacağına göre “geyikli geceyi” aramak sanıldığından daha çetrefilli ve tekinsiz bir yolculuk demek oluyor. Kendi uçurumlarında dolanan benlik o uçurumlardan aşağı düşme riskini de yaşar. Bu; saygıdeğer ve bir o kadar da güç bir yolculuktur ama biliriz ki hayatta da sadece güçlüler ayakta kalır.

Bu kısa değerlendirme yazısını bitirirken başta da belirttiğim üzere bir şiir eleştirisinin her türlü öz denetime ve nesnel olma çabasına rağmen objektif olamayacağını kabûl ediyorum. Bu çabayı gösterirken umarım bir hata etmemişimdir. Bu yazıyla gerçekleşecek en küçük bir zihin ışıması ise beni mutlu etmeye yetecektir.


































Etiketler :

Bu haber 789 kez okundu.

  Yorumlar

Toplam Yorum: 0

YORUM EKLE
Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Adınız / Soyadınız :
Email adresiniz :
Yorum Başlığınız :
Yorumunuz :
Güvenlik kodu :

Üst resimde gördüğünüz kodu yazınız.
 

 
 
 

Ayraç “Emek” Sayısıyla Bayilerde!




Ayna İnsan 11. sayısıyla okurla buluşuyor




Yeni Bir Kitap: “HOMEROSTAN BİNBOĞALARA YAŞAR KEMAL”




4. ULUSLARARASI ‘CENGİZ AYTMATOV’ ŞİİR ÖDÜLÜ




Kurgu Düşün Sanat Edebiyat Dergisinden Abone kampanyası




BEYAZBULUT, 4. SAYISIYLA CAHİT ZARİFOĞLU’YU ANIYOR




GRANADA’DAN ORHAN VELİ’NİN GARİP POETİKA’SINA REVİZYON




Ay Vakti 150. Sayısıyla Sizleri Selamlıyor




EN SEVGİLİ’YE BİR DEMET ÇİÇEK




Doğançay Müzesi 10. Orta Okullar Resim Yarışması son katılım 5 MAYIS 2014




14. TÜRK SANAT MÜZİĞİ BESTE (ŞARKI) YARIŞMASINA MÜRACAATLAR 20 NİSAN DA SONA ERİYOR




Servet Gündoğdu´nun 2. şiir kitabı Alacakaranlık Düşleri Palto Yayınları´ndan çıktı




Edebiyat Ortamı 2014 Şiir Yıllığı raflardaki yerini aldı




Hece Edebiyat Dergisi Kitabın Varoluşunu Tartışıyor




“28 ŞUBAT’TA DARBEYE DİRENEN KALEMLER” TYB’DE…




Granada Dergisi’nden Mustafa Kutlu Sayısı




Gençdoku Dergisi Şubat Sayısı Çıktı!




Türk gerilim yazarı Erol Çelik’in 4. Kitabı Ağlatan, raflarda




4 AYDA PRATİK ARAPÇA KONUŞMA ATÖLYESİ TYB’DE!




AY VAKTİ YÜRÜYÜŞÜNÜ SÜRDÜRÜYOR




145. BİRNOKTA´da bu ay hikâye çıkartması var.




GAZETECİLİĞİN E-HALİ TYB’DE…




Yedi İklim Şubat 2014 sayısı çıktı




AYKUT KUŞKUYA İLE GİTAR KURSU TYB’DE…




Hece Edebiyat dergisinin Şubat 2014 tarihli 206. sayısı çıktı




Hece Öykü dergisinin Şubat-Mart 2014 tarihli 61. sayısı çıktı




Kazım Sözak Kişisel Resim Sergisi 1-28 Şubat tarihleri arasında, Beyoğlu Galatasaray Cezayir Apartmanı Sergi Salonu’nda izlenebilir




Alev Oskay’ın “İroni” adlı Karışık İşler Sergisi İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat Galerisinde




Muzaffer Doğan ile Necip Fazıl Konuşmaları




İLESAM’ın 46. Çınaraltı Sohbetleri’nde Mihriban’ın Şairi Abdurrahim KARAKOÇ Konuşulacak..




Elif Çocuk Dergisinin 3. Sayısı Çıktı




Yazarlar Kültür Merkezi Açılışında Kitapseverlerle Buluştu




Lotus Yayın Grubu Ocak (2014) Kitapları Çıktı




Ayraç Yazarları, okurlarıyla buluşuyor…




Mustafa Aydoğan´ın Yazma Sevinci adlı eleştiri kitabı Edebiyat Ortamı Dergisi Yayınlarından çıktı




Ayraç 50 ve 51 Birlikte Çıktı!




Yedi İklim’den Şakir Kurtulmuş Dosyası




Mahalle Mektebi’nin 15. Sayısı Çıktı




"Gölgem Kadar Büyük Müsün?" Sergisi, 17 Aralık -14 Ocak tarihleri arasında CerModern, HUB Art Space´de görülebilir




Hikmet Kızıl´ın ´Ve Eylül Bir Ayın Adıdır Aslında´ adlı deneme kitabı Erguvan Yayınlarından çıktı!




Yusuf Yavuzyılmaz´ın Çatışmadan Barışa Kürt Sorunu adlı kitabı Değirmen Yayınları´ndan Çıktı




Değirmen Dergisi Diyarbakır Özel Sayısı Çıktı!




Hece Dergisi Orhan Kemal Özel Sayısı Çıktı!




Şiir ve Temaşa Dergisi Karagöz´ün 25. sayısı çıktı




Kuşak Edebiyat, Yeniden




Granada Edebiyat Dergisinin ´Doğan Hızlan´ dosyalı 5. sayısı çıktı!




Mühür Dergisinin 49. sayısı çıktı




“Dışımızdaki Masum: Sabahattin Ali Sempozyumu”




Edebiyatta Üç Nokta dergisinin 11. sayısı ´´Yaratıcı Yazarlık´´ dosyasıyla çıktı




Öteki-Siz dergisi yeniden çıkıyor..




TYB Sakarya Şubesinde Genç Yazarlar - İlk Kitaplar Söyleşisi




Âfâk Dergisi’nin Kış (Aralık-Ocak-Şubat) Sayısı Çıktı…




Yedi İklim Dergisinin (Aralık 2013) 285. sayısı çıktı!




BESAM AKADEMİ´DE ´´MUTLULUK REHBERİ´´ KONULU SEMİNER




SELÇUK KÜPÇÜK´ÜN MODERN TÜRK ŞİİRİNDE BELLEK ARAYIŞI ADLI KİTABI GRANADA KİTAP´TAN ÇIKTI..!




Kent Kitap´tan tarihi roman: Asker ve Tüccar Nablus 1918




Prof. Dr. Nail Öztaş´ın Yönetim kitabı Otorite Yayınlarından çıktı




Ayhan Özköroğlu´nun hatıra kitabı Hayatın Tüh Noktası Kent Kitap´tan çıktı




Kent Kitap´tan aykırı bir deneme kitabı: Şeytan Arkadaşlık İsteği Gönderdi




Lotus Kitap´tan yeni bir tarih kitabı: Şarlman ve Koralenj Rönesansı




Kamuran Akdemir´in Kadın Nasıl Çıldırır adlı deneme kitabı Kent Kitap´tan çıktı




Bilâl Sami Gökdemir´in polisiye romanı Madam Bravo Kent Kitap´tan çıktı




Hece Edebiyat Dergisinin (Aralık 2013) 204. sayısı çıktı




Kurgu Kültür Merkezi´nde Erendiz Atasü Söyleşisi




YAZAR RAMAZAN DİKMEN ANILIYOR




Yüce Devlet Dergisinin 13. sayısı çıktı




Türkiye´nin ilk ve tek yazı kültürü Mürekkep balığı yayın hayatına başladı.




TURAN YAZGAN HOCA İÇİN MEVLİD VE AÇIK OTURUM




İLESAM’ın 44. Çınaraltı Sohbetleri’nde “Mesnevi’den Pedagojik Telkinler” Konuşulacak..




2014 YILINDA TÜRKİYE´DE VE DÜNYADA HANGİ KİTAP FUARLARI VAR?




Ali Haydar Haksal´ın öykü yazıları bu kitapta!




EDEBİYAT MEVSİMİ’NDE USTALAR KONUŞULACAK




Metin Karabaşoğlu TYB Ankara Şubesinde konuşacak




THE TENGRI İngiltere´yi Sallamaya Hazırlanıyor




DAVETLİSİNİZ...




İSLAM DÜŞÜNCESİ VE HİKMET OKUMALARI BAŞLIYOR




SELVİGÜL K. ŞAHİN TÜYAP KİTAP FUARINDA OKURLARIYLA




“AHİ EVRAN VE AHİLİK” KONULU, ÖDÜLLÜ, ULUSLARARASI SENARYO ve TİYATRO YARIŞMASI (BİRİNCİLERE 30.000 TL ÖDÜL)




Mahalle Mektebi’nin 14. Sayısı Çıktı




Nurullah Aydın´ın Küresel Güçler ORTADOĞU VE TÜRKİYE Kamer Yayınlarından çıktı.




Hece Edebiyat Dergisinin (Kasım 2013) 203. sayısı çıktı




Yedi İklim’de Mehmet Özger Dosyası




Mürsel Ferhat Sağlam Var Say’ı TÜYAP’ta İmzalıyor




Hacı Şair dergisinin 5. sayısı çıktı




Dergi dostları! 4.Türkiye Dergi Fuarı başlıyor!




Kundak Edebiyat Dergisinin 15. sayısı çıktı




Hayal Bilgisi dergisinin 10. sayısı çıktı




Direnen Edebiyat Tasfiye, 45. Sayısıyla 10. Yılında!




Muzaffer Doğan ile Necip Fazıl Konuşmaları TYB İstanbul´da




Her Yaştan Çocuklara Edebiyat Dergisi: BeyazBulut




Hece Öykü Dergisinin (Ekim-Kasım 2013) 59. sayısı çıktı.




Hece Edebiyat Dergisinin (Ekim 2013) 202. sayısı çıktı.




Yedi İklim Dergisinin (Ekim 2013) 283. sayısı çıktı.




KARAGÖZ ŞİİR VE TEMAŞA DERGİSİNİN 24. SAYISI ÇIKTI




Sözgelimi Geçik Yaz 2013 Sayısı Çıktı!




Âfâk Dergisi’nin Güz Sayısı Çıktı




KESİT YAYINLARI´NDAN YENİ KİTAP




Yeni bir dergi: Errabia!




Yediiklim Dergisinin Selvigül Kandoğmuş Şahin dosyalı 282. (Eylül 2013) sayısı çıktı!




Mahalle Mektebi’nin 13. Sayısı Çıktı!




KURGAN EDEBİYAT DERGİSİ 15. SAYI (EYLÜL-EKİM 2013) ÇOK YAKINDA ÇIKIYOR




Hece Dergisinden ´Hece 200´ Özel Sayısı




Natama Dergisinin 3. sayısı çıktı




Anadolu Buluşmalarının bu yılki konusu: ´Değişen Dünya ve İslam´




Ayraç Cittaslow (Sakin Şehir) Özel Sayısı Çıkardı!




Hece Öykü Dergisinin 58. sayısı çıktı!




Yedi İklim´in (Ağustos 2013) 281. sayısı çıktı!




Edebiyat eleştirisine taze kan: Monograf Edebiyat Eleştiri Dergisi!




Edebiyat dergiciliğine taze kan : Merhale dergisi çıktı!




Ayraç 45 Ansiklopedi Özel Sayısı Çıktı!




Mahalle Mektebi Dergisi’nin 12. Sayısı Çıktı!




FANTASTİK BİR ROMAN: İSRAFİL’İN AYNASI




İNSAN SEVDİĞİNDE YAŞAR




TÜRKÇE NİNNİLER BU KİTAPTA!




Kurşun Kalem´in Gündeminde Deneysel ve Görsel Şiir Var




KUYUDAKİ KORO DERGİSİNİN 7. SAYISI ÇIKTI




Hacı Şair Dergisi Haziran 2013 yayınları sayısı çıktı




AŞKAR EDEBİYAT DERGİSİNİN 26. SAYISI ÇIKTI




´EDEBİYATTA ÜÇ NOKTA´ DERGİSİNİN 9. SAYISI ÇIKTI




Cafcaf: "Olay sadece bir kaç ağaç değil arkadaş, üç aylardayız, sen hâlâ anlamadın mı?" diyor




Türk şiirinin 50 usta şairinin anlatıldığı Şairin Şems´iyesi çıktı.




Ayraç Kitap Dergisi 44. Sayısında Müze Özel Sayısı Hazırladı!




Parla Türk Şiiri Parla: Karagöz Dergisinin 23. sayısı çıktı!




B PLANI DERGİSİ 3. SAYISIYLA KİTABEVLERİNDE!




Değirmen Dergisi Yüzyılın Filmleri Özel Sayısı Çıktı




Mühür Şiir ve Edebiyat Dergisi´nin 46.sayısı çıktı




KURGAN EDEBİYAT´IN 13. SAYISI (MAYIS-HAZİRAN) ÇIKTI




Oğlan Bizim Kız Bizim Fanzin “sarı sayı” çıktı.




Duvar dergisinin 8.sayısı çıktı.




Koşu bittikten sonra da koşan dergi: Mahalle Mektebi´nin 11.sayısı çıktı




Yusuf Bal´ın Yeni Kitabı "Gözkuşağı" Çıktı




Tasfiye – 44; 1 Mayıs edebiyatı!




3. Roza Edebiyat Ödülü Başvuruları Başladı




EDEBİYAT ORTAMI ÖYKÜ YILLIĞI 2013 ÇIKTI




SAMANYOLU YAĞMUR HİKÂYE ve ROMAN GÜNLERİ (SAYAHİROG )




HECE DERGİSİNİN 197.SAYISI (MAYIS 2013) ÇIKTI




Mavi Yeşil dergisinin 81. sayısı çıktı!




Yusuf Tosun´un ´´aşk, hüzün ve umut´´ üçlemesinin ikinci halkası ´´Hüzün Postası´´ çıktı...




Ayna İnsan Dergisi Nisan-Mayıs-Haziran 2013, Sayı 7




şiirsaati 20. sayı çıktı!..




Ömer Çoban’ın yeni kitabı “Aşk Yalnızlık mıdır?” Lotus Kitap markası olan Kent Kitap’ta çıktı




Yazarların merdane mücadele edecekleri yeni bir mahfil dergi: Şiir ve İnşâ yayın hayatına başladı!




Granta Dergisi Türkiye´de!




GARD ŞİİR DERGİSİ’nin ilk sayısı Mayıs ayının ilk haftası kitapçılarda!




Lotus´tan bir inceleme kitabı: Siyaset Felsefesi Penceresinden ´´Ortaçağda Devletin İki Yüzü´´ tetkik ediliyor...




Hangimiz özgürleşmek için kendimizle yüzleşmeye hazırız?




En büyük aşkın izinde şizofren bir felsefe profesörü…




Orhan Göksel´in şiir kitabı "Sala" Yazılıkağıt Yayınları arasında çıktı.




Ercan Yılmaz´ın ''ne uzun bir büyü´sün hilmi yavuz'' adlı kitabı Değişim Yayınlarından çıktı..




Kundak, 13. Sayısıyla ikinci yılında!




Mustafa Fırat Çatalca´da Yazarlar Okullarda Projesi Kapsamında Öğrencilerle Buluştu




RÜSTEM BUDAK´IN ´ALIN YAZILARI´ ADLI DÜŞÜNCE KİTABI DEĞİRMEN YAYINLARINDAN ÇIKTI




Merhab. Natama 2 olarak ÇIKTIK!




EVRENSEL KÜLTÜR DERGİSİNİN 256. SAYISI (NİSAN 2013) ÇIKTI




HECE DERGİSİNİN 196.SAYISI (NİSAN 2013) ÇIKTI




HECEÖYKÜ Nisan-Mayıs 2013




KUYUDAKİ KORO DERGİSİNİN 6. SAYISI ÇIKTI




Âfâk Dergisi’nin Bahar Sayısı Çıktı…




İTİBAR’IN NİSAN SAYISI ÇIKTI




AŞKAR EDEBİYAT DERGİSİNİN (OCAK-ŞUBAT-MART 2013) 25. SAYISI ÇIKTI




İSTANBUL BİR NOKTA DERGİSİNİN (MART 2013) 134. SAYISI ÇIKTI




TASFİYE EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DERGİSİNİN (MART-NİSAN 2013) 43.SAYISI ÇIKTI




MÜHÜR ŞİİR VE EDEBİYAT DERGİSİNİN (MART-NİSAN 2013) 45.SAYISI ÇIKTI




KURGAN EDEBİYAT 12. SAYI (MART-NİSAN) ÇOK YAKINDA ÇIKIYOR!




Elli Yıl Sonra Değişim Dergisi!




Kurgan 10, Kasım-Aralık 2012




Kurgan 8, Temmuz-Ağustos 2012




Fayrap 59, Ocak 2013




Fayrap 58, Aralık 2012




Fayrap 57, Kasım 2012




Fayrap 56, Ekim 2012




Fayrap 55, Eylül 2012




SEMAVER ÖYKÜ DERGİSİ 5.SAYISI ÇIKTI




Fundamenta Dergisi ´Mart-Nisan Sayısı´ 2013




KURŞUN KALEM EDEBİYAT DERGİSİ ÖYKÜ YARIŞMASI




Mor Taka Dergisinin 19. Sayısı Çıktı




Şimşiir Ağacı - 2012 Şiir ve Şiir Kitapları Yıllığı Çıktı




Cafcaf: "Olay sadece Facebook, Twitter değil Camiler de var!" diyor




B PLANI Dergisinin 2. Sayısı çıktı




Karagöz 22. sayısıyla ´´şiirin çevrimiçi´´ oluşunu sorguluyor..




OSMAN ÖZBAHÇE’DEN YENİ ELEŞTİRİ KİTABI




Fundamenta Edebiyat Kültür Sanat Dergisi ´Aralık-Ocak Sayısı´ görücüye çıktı.




Üçüncü Mevki’nin 5. ve Son Sayısı Çıktı!




Değirmen Dergisi 33-34. Sayı Rüya Dosyası ile çıktı!




3 AYLIK PERİYOTLA YAYIN HAYATINA BAŞLAYAN NATAMA’NIN İLK SAYISI ÇIKTI




Tutkuya dönüşen zaafların kutsallığını anlatır.




Erdemli olmayı, insanı ve aşkı anlatır.




Açıklanamayanı anlatır.




Mr. Ginnoo’nun başka kafadaki macerasını anlatır.




Bir adamın esrarlı aşk yolculuğunu anlatır.




İnsanların birbirlerinden uzaklaşmalarını anlatır.




Bir adamın karanlık yolculuğunu anlatır şiirlerdir.




Dünyanın en güzel masalını arayan insanları anlatır.




AKTÖR MERT TURAK




Yağmur Dergisi Hikâye Yarışması´nın Beşincisi Başladı




SELÇUK KÜPÇÜK´ÜN ´´YÜZLEŞMENİN KİŞİSEL TARİHİ´´ ADLI KİTABI GRANADA YAYINLARINDAN ÇIKTI!




ALİ EMRE’NİN YENİ ŞİİR KİTABI: ´´YERYÜZÜNE DAĞILAN´´ ÇIKTI!




´TYB Akademi’nin 6. sayısı yayınlandı




İrtica Elden Gidiyor, 13 sene sonra yeniden..




İstiklâl Takviminin Yenisi Çıktı!




Meral Afacan Bayrak, Mühür Kitaplığı’nda!




 

Şerif Mehmet Uğurlu

Yusuf Atılgan´ın Öykü Düzlemi-3


Rukiye Genç

Oku(ma)mak


Mustafa Nurullah Celep

Merve Koçak Kurt´un İlk Öykü Kitabı Üzerine


Abdulkadir Akdemir

Tüm Güzelliğiyle Yürüyor / LORD BYRON


Barış Kavas

Ölü Ozanlar Derneği Filmine Eğitimbilimsel Bir Bakış Denemesi


Alpaslan Akdağ

Bir Anadolu Tasavvuru: Alın Yazıları


Sadık Koç

Sezai Karakoç’un Devlet Israrı ya da Kertenkele Dergisi’nin Sezai Karakoç Israrı


Fatih Çodur

Sabahattin Kudret Aksal ve Günümüzde Şiir-Sinema Algısı


Cahid Efgan Akgül

Okurunu da Kadraja Alan Şiir: Selfie Şiir!


Lütfi Bergen

Ütopik Bir Toplum Tasavvuru Olarak Şehir (Medeniyet)


Hayrettin Orhanoğlu

Yakında bu sütunda..


Şeyma Akkan

´´İşin Allah´a kalmışsa olmuş bil´´


Ayşegül Öztürk

Tekâsür Sûresinin ve Şiirinin Gölgesi


Ercan Yıldırım

Akif İlgisi Üzerine-Orta Sınıfın Yükselişi, Osmanlı Devlet Geleneği ve Akif


Ali K. Metin

Yazar Sorumluluğu Versus Yazar Utanmazlığı


Osman Yoluç

Yakında bu sütunda..


 


Sezai Karakoç

 Tüm Biyografiler

 
Duvar dergisi 8. sayı (Mayıs-Haziran 2013)




 Tüm Dergiler


 
Kireç
Ömer Erdem



TABİATTAN KOPUŞUN KEDERİ: ÖMER ERDEM’İN KİREÇ ADLI KİTABI ÜZERİNE 1. "Ölçüsüzlükler çağını ya...

 Tüm Kitaplar
 
         
 
 Sayfa başı
Ana Sayfa / Ziyaretçi Defteri / Bize Ulaşın /   Aktif 6 ziyaretçi 

Tüm hakları saklıdır © poetikhaber.net
poetikhaber.net'e eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır.
Sitenin içeriği kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz.

YAPIM : ADA İNTERNET YAYINCILIĞI VE REKLAMCILIK © Copyright 2012